top of page

İmparatorluk kültürümüzün zerâfetinden bugünlere...

Herkese hayırlı bayramlar...


Bir seneye yaklaşan uzun süren ve bir süre daha devam edecek olan sessizliğimi bozduran şey memleketin ahvâli değil de bir mezar taşı oldu. Çünkü bu mezar taşında gördüğüm garabet ve belki de cehalete, daha evvel de birkaç defa denk gelmiştim. Bir söz, kalıplaşmış bir kelime grubu:


"Toprağı bol olsun."


Bayram münasebetiyle gittiğim bir mezar ziyareti sırasında mezar taşının kitabesinde rastladım bu söze. Daha evvelde memleketimizin köklü üniversitelerinden birinde bir fakültenin dekanlık koltuğunu işgal etmekte olan bir zâtın ağzından, bir ilim adamının cenazesinde işitmiştim. Bu sözü kimin ağzından işitirsem işiteyim verdiğim cevap hep aynı.


"Ya cehâletten ya cehâletten!"


Çünkü bu söz yani "toprağı bol olsun" müslüman için kullanılmaz. Öylesine de söylenmez. Vefat eden bir müslümanın arkasından söylenecek kalıplar bellidir. "Allah rahmet eylesin", "Allah taksirâtını affetsin", "mekânı cennet olsun", "nûr içinde yatsın", "ruhu şâd olsun" vb. ; ailesine ise yine bu sözlerin yanında "başınız sağolsun", "Allah sabır versin" benzeri şeyler söylenir. Peki ya bu "toprağı bol olsun" nedir?


Bu bizim derin kültürümüzle doğrudan alâkalıdır. Ancak bugün müşahede ediyoruz ki "ecdâdımızın incelikleri", "derin kültürümüz" ve benzeri ifadeler kullanarak mâziperestlik yapan; siyasi propagandasında kültürden dem vuran bir takım zevât bunu bilmiyor. Bilmemekle kalmayıp müslüman olan, hayatında da zâhiren İslâm üzere olan insanların cenazelerinde bunu söylüyor.


İslâm'da kâfir kimsenin arkasından rahmet okunmaz, hayır duası edilmez. Bunu da böyle herkes bilir. Fakat imparatorluk devrinde yani Osmanlı zamanında farklı etnisitelere, dinlere mensup insanlar, bilhassa İstanbul'da beraber yaşarlar idi. Semtleri farlı dahi olsa çarşı u pazarda yanyana esnaflık yapar, komşuluk ederdi. Müslüman bir adamın komşusu; Ermeni, Yahudi, Rumlardan veya başka bir gayrimüslim gruptan olup hayatını kaybetse arkasından hayır duası edemeyeceğinden, ölen komşusunun arkasından lânet etmek de hoş olmayacağından "toprağı bol olsun" kelâmı halk arasında türemiş ve bugüne kadar söylenilegelmiştir. Böylece müslüman kişi, ölen kâfir tanıdığı için ne hayır duası edecek ne de lânet okuyacaktı. Bu asırlar boyunca imparatorluk kültürümüzün güzel bir misâlini teşkil edecek şekilde kullanıldı. Fakat gel gör ki; bugün cehâletten ötürü olsa gerek, nasıl kullanılıyor.


Bir de son zamanlarda kullanılan, cenazesinin arkasından "ışıklar içinde uyusun" gibi daha aklıma gelmeyen pekçok saçma sapan sözleri söyleyenler var ki bu "modern seküler" olma hevesinin alâkasız ve kendisi gibi saçma tezahüründen başka bir şey değil. Bahsetmeye hâcet dahi yok.


*********************


Bayramda isim tartışması


Hazır Ramazan Bayramı gelmişken bir konuya daha sayın ahalimiz için açıklık getireyim. Mâlum her Ramazan Bayramı'nda, bayramın ismiyle ilgili tartışma ve fikir ayrılıkları olur.


Güya modern ve kendini seküler gören tâife "Şeker Bayramı" şeklinde söyleyerek bunu -bazısı için- âdeta bayraklaştırarak dünya görüşünü belirtme vesilesi görürken; muhafazakâr halk tâifesi ise "Ramazan Bayramı" veya "Ramazan-ı Şerif Bayramı" şeklinde kullanıyor.


Geçen sene, -her zamanki gibi- bu tartışmalar medyamızda yer bulduğu sırada işadamı Murat Ülker şahsî blog sayfasında kaleme aldığı bir yazıda " ne Şeker ne Ramazan bu bayramın adı fıtır bayramıdır kardeşim" demişti. Evet yazdığı doğru idi. "Fıtır" kelime mânâsı itibariyle Arapça'da "oruç açmak" demek olduğundan bu bayrama fıtır bayramı, Îd-i Fıtr da denmiştir.


Hangi isminin kullanıldığı pek mühim değildir ama "Şeker Bayramı" diye bir kullanım yoktur. Bu kullanım sadece bir yanlış anlaşılmadan ibarettir.


Üç dört sene evvel bu konu ile ilgili, her konuda konuşmayı kendine vazife etmiş bir akademisyen yine alâkasız bir şekilde konuşarak "Bu bayram Şeker Bayramıdır, bak Abdülhamid'in kızı Ayşe Sultan bile hâtıralarında şeker bayramı yazmış" diyor. Böyle diyerek de güya Ramazan Bayramı diyen muhafazakâr kesime "bak sizin çok sevdiğiniz İslâmcı dedğiniz Sultan Abdülhamid'in kızı da şeker bayramı demiş" demek istiyor. O iş öyle değil, velev ki öyle olsun fark etmez de... Ayşe Sultan "şeker" değil "şükür" yazıyor. Hatıralarını eski haflerli Türkçe ile moda tabirle Osmanlıca olarak kaleme aldığından ötürü yanlış okunuyor. Arap hurûfatı ile Türkçe yazılırken şeker ve şükür kelimeleri aynı şekilde "şın-kef-ra" harfleri ile yazılır. Ayşe Sultan'ın hâtırâtı yeni yazıya transkripte edilirken bu işi yapan zât yanlış okumuş ve şükür yerine şeker yazmış. Biz şeker değil şükür olduğunu çağdaş Türkçe metinlerden ve bunların transkriptlerinden anlıyoruz.


Bu meseleyi de böyle izah ettikten sonra; mâlum Fıtır Bayramı, oruç açma bayramı demektir. Oruç oçma bayramı, adı üstünde oruç tutanların bayramıdır.


Bu vesileyle tekrar tüm oruç tutanların bayramı mübarek ola!


Oruç tutmayıp bayram geleneklerini kültürel bir anane olarak devam ettirenlere de iyi bayramlar!


Ve tabii, bayramı sadece bir tatil vesilesi olarak görenlere de iyi tatiller!


Diyerek yazımı noktalıyorum.


 
 
 

Comments


bottom of page